Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü
Çölleşme ve Erozyonla Mücadele
Genel Müdürlüğü
Erozyon Kontrolü Daire Başkanlığı Faaliyetleri

Türkiye coğrafi konumu, iklimi, topografyası ve toprak şartları nedeniyle çölleşme/arazi tahribatına, erozyona ve kuraklığa karşı son derece hassastır. İklim değişikliği ve arazi kullanımı üzerine hatalı insan etkinlikleri ile birlikte çölleşme/arazi tahribatı, erozyon ve kuraklığın etkileri giderek artmaktadır. 

Genel Müdürlüğümüz,  Türkiye’de kurak ve yarı kurak alanlarda, doğal kaynakların korunması, karbon yutak alanı olarak değerlendirilmesi, planlaması, yönetimi ve kırsal fakirlik, iklim değişikliği, çölleşme/arazi tahribatı ve erozyonla mücadele üzerine uygulanacak yaklaşımların belirlenmesi gayesiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığa bağlı kuruluşlar ile paydaş Bakanlıklar, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerle  ortak çalışmalar yürütmektedir.

Arazi tahribatı sonucunda, sadece tarım arazileri ve meralar gibi üretim alanlarında değil aynı zamanda orman, sulak alan, bozkır ve maki/fundalık gibi doğal alanlarda da biyolojik/ekolojik ve ekonomik olarak verimlilik azalması veya kaybı görülmektedir. Bu durum, özellikle iklim değişikliği,  çölleşme/arazi tahribatından etkilenen alanlarda doğal kaynaklara bağımlı olarak yaşayan nüfusun kadınlar ve gençler başta olmak üzere yaşam koşulları ve geçim kaynakları üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır.

Yanlış arazi kullanımları sonucu tarım, orman ve mera alanlarındaki erozyon; tarım, mera arazilerindeki tahribat, verimlilik azalması veya kaybı; orman, sulak alan, bozkır gibi doğal ekosistemlerin tahribatı ve biyolojik çeşitlilik kaybı; verimli tarım ve mera alanlarının amaç dışı kullanımı ve usulsüz faydalanmalar, hızlı nüfus artışı ve kentleşmenin getirdiği olumsuz etkiler gerçekleşen temel olgulardır.

Yer kabuğu yüzeyinde milyonlarca yılda oluşan üst toprağın 1 cm’sinin birçok faktöre bağlı olarak 100 ile 400 yıl arasında oluştuğu/geliştiği ifade edilmektir. Bu durumda toprak kaynağının, insanlık yaşamı boyunca özünde yenilenemez bir kaynak olduğu söylenebilir. Toprak oluşumunun bu kadar uzun yıllar almasına karşın, dünya çapında her yıl ortalama 75 milyar ton toprak su ve rüzgâr erozyonu ile taşınmaktadır.

Genel Müdürlüğümüz kuruluşundan itibaren ulusal ölçekte erozyon sonucu meydana gelen toprak kayıplarını izleme ve değerlendirme çalışmalarını yürütmektedir. Bu kapsamda kurulan izleme sistemleri ile erozyon şiddeti sınıfları, farklı arazi kullanım türleri ve farklı eğim grupları açısından mekânsal olarak belirlenmiştir. Yapılan çalışmalarla birlikte ana su havzası ölçeğinden parsel ölçeğine doğru artan hassasiyette arazi yönetim planlarına destek verecek şekilde toprak erozyonu verilerini üretmek mümkün hale gelmiştir.

Ülkemizde meydana gelen erozyonun dinamik olarak izlenmesi ve buna bağlı olarak gerekli önlemlerin alınmasına yönelik politikaların belirlenebilmesi için Genel Müdürlüğümüz tarafından Dinamik Erozyon Modeli ve İzleme Sistemi (DEMİS) ve Ulusal Dinamik Rüzgar Erozyonu Modeli ve İzleme Sistemi (UDREMİS) yazılımları geliştirilmiştir. 

Ülkemizin e’ini içeren kurak ve yarı kurak alanların sürdürülebilir yönetimi, sürdürülebilir arazi kullanımı ve bozulumunun önlenmesi, iklim değişikliğinin etkilerini azaltma ve uyum stratejilerinin belirlenmesi aşamasında risk faktörlerinin tanımlanması, kırılganlıkların belirlenmesi, öncelikli müdahale alanlarının ortaya konulması ve bu yönde politikalar/faaliyetlerin gerçekleştirilmesi, iklim değişikliğinin çölleşme ve arazi tahribatıyla birlikte biyolojik çeşitlilik ve ekosistemler üzerindeki etkilerinin belirlenmesine ve uyum ile azaltım tedbirleri almaya yönelik çalışmalar ile erozyon kontrolü, bitki beslenmesi, gen kaynaklarının tespiti ve toprak ıslahı gibi konularda Ar-Ge projeleri yürütülmektedir.